çocukUM

İçinde kaybolduğum büyük haki koltuk
Seyrediyorum adamı
Daktilonun sesini dinliyorum
Piposunun kokusundan hoşnudum,yazıyor tıkır tıkır ve durmadan bacağını sallıyor.
Ses ve sallanan bacak
"kaçma" diyorum
"kaçmayın aklına toplaşanlar" elleri yetişmeye çalışıyor düşüncelerine..yazıyor..
"Sanki beyni bacağında, salladıkça mı dökülüyorlar düşündükleri yazıya?"
 Piposunun güzel kokulu dumanı kitaplığa doğru savruluyor
Gözüm kitapların önünde duran bir cam tilki ,matruşka ve bronzdan kurda takılıyor
dalıyorum...
kımıldanmaya başlıyorlar koca kuyruklu tilki dansediyor, kız etrafına bakınıyor ararmış gibi,kurt kendi ağırlığınca duruyor , dönmüşte sanki kendi kuyruğuna saldıracak.
Birden kitapların harfleri sıyrılıyor kendi yüzlerinden,dolaşmaya başlıyorlar etrafta.Her biri sakince daktiloya doğru yöneliyor ve beyaz kağıdın üstündeki yerlerine dökülüyorlar.
İçeriden sevdiğim bir koku bana doğru akıyor,yemek zamanı yaklaşıyor.Annemin varlığını hatırlıyorum.
Kitaplıktaki kız gülümsüyor "anne,anne"
İçindekiler kat kat açılıyor,saçılıyor ortalığa.Etekleri havalanıyor güllü dallı,geçmişteki tüm anneler dansediyorlar beraber.
Kurt hala bronz ağırlığında seyrediyor "neler söyleyecek acaba sonunda?"
Çivit mavi cam tilki kendi içinden kırılarak geçen ışıkların yansımalarında ,kendi ışığı ile oynaşarak dans ediyor.

*Bugün
gördüğüm çivit mavilerde, koca kuyruğuyla onun dansını hatırlarım kendisi ile.
gördüğüm güllü dallı elbiseli kadınları severim,ardlarısıra gelen tüm soylarının taşıyıcılarıdır onlar.
Savurarak yürürler onlar eteklerinin uçlarında bu zamanın sahipliğini.
ve o kurt bronz ağırlığında hep ne söyleyeceğini merak ettiğim
sessizliğinde
sadece takip etmiştir hareketleri
bir gün mutlaka en azından bir cümlesi olacaktır tüm tarihe
yada
dönüşünü tamamlayarak,ısıracaktır kendi kuyruğunu
söylemediklerince
aslında hiç bilmediklerince
acıtacaktır kendi canını...